28 Şubat 2015 Cumartesi

Cumartesi sendromu

Resmen bir cumartesiyi daha sacma salak etkinliklerle tuketmis bulunmaktayim. Ve hafta sonum yine kendime ayirabildigim daracik zamanlarda nefes almaya calisarak tamamlandi.

En degerli gunum, bolunmez butunum teror orgutu gibi her hafta tehdit altinda. Gun bittiginde ben yine yenilenememis, ve hatta o kiymetli gunu yasamamiscasina eksik oluyorum hep. Haftaya boyle olmicak demelerim hemuz ise yaramadi ama haftaya soz sabahtan aksama dinlenme gunu olucak 😡



Posted via Blogaway Selin

25 Ocak 2014 Cumartesi

zamansız olmak üzerine...

Zamansız olmak gibi bir niyetim yok hatta aksine zamanlı olayım isterim. Bana ait bi zaman olsun ki değerini bileyim. Bana lazım olan şey hayallerim ve huzur. Düşlediğim şeyler her daim yanımda, aklımda, fikrimde, sözlerimde olsun. Olsun ki unutmaya zamanım ve ihmalim olmasın.

Yaklaştığımı hissedeyim adım adım. Ben geliyorum bekle beni diyebileyim. Hayatın sürprizleri bir yandan gerçekleri bir yandan derken koşuşturma içinde içimdeki aşkı, düşlerimi ve huzurumu hiç kaybetmemek tek dileğim. Elbette ki her şeye hazır olamam bu hayatta, kendimi her türlü şarta hazırlayamam ama kolay hazırlanabileceğim türden sürprizler isterim hayattan. Örnekse kitaplarım, kahvem, hafif müziğim hiç yanımdan ayrılmasın. Ve de tabi düşlerim.

Düşlemek geleceğini hatırlamak demekmiş. Ben o kadar çok düşlüyorum ki, eğer hepsi gerçekleşecekse ve ben gerçekten düşlediğim gibi bir gelecek yaşayacaksam, hayat gelecekte benim için çok güzel olacak demektir. Hayallerim öyle geniş, öyle kapsamlı ki... ve de öyle ayrıntılı... ne düşlüyorsam tüm detaylarını da barındırıyorum içinde. Öyle ki üzerimdeki kıyafet, içimdeki huzur, kulağımdaki müzik, elimdeki kitap,, belki yanımdaki insanlar... Konuştuğumuz konu bile aklımda çoğu zaman ve ben aslında düşlerken geleceğin provasını yapıyor gibiyim

Hani bazen olur ya, " ben bu anı daha önceden yaşamış gibiyim " dersin. Ben bu cümleyi o kadar çok kuruyorum ki... Çünkü bugün elimde, yanımda ve gerçek olan herşeyin aslında defalarca provası yapıldı, yazıldı, çizildi. Üzerine çokça düşünüldü. Yani aslında deneme yanılmayla geldim ben bugüne. O kadar çok düşündüm ki... ve yalnızca kendimle düşündüm. Tüm açık yürekliliğimle. Bazen fütursuzca, yalnızca düşündüm. Artısı, eksisi, oluru, olmazı. Zaten hep aklımdaydı herşey, tüm ihtimaller. Olasılık hesapları... Yaptığım iş birde birdi mesela. Ondan başka olasılık yoktu benim için. Biliyordum çünkü çok mutlu olacağımı.

Ben bu işi yaparsam kendimi bulurum diyordum. Masamın bir köşesinde duran Morgan Freeman alıntısı gibi: hayatım boyunca hiç çalışmadım, aksine sevdiğim işi yapıyorum diye üstüne para verdiler. Tam da böyle hissedeceğimi biliyordum. Çünkü herşeyi ayrıntısıyla düşünmüştüm.

Bugün kurduğum düşler için de aynısını yapıyorum. Olabildiğince düşünüyorum. Ölçüp biçiyorum ki bigün gerçekleştiğinde olabileceklere "daha kolay" alışabileyim. "Ben bunun böyle olacağını biliyordum bu yüzden de bu gibi durumlar için bi plan yapmıştım" diyebileyim diye. Herşeyi düşünüyorum.

Hayat aslında tam da düşlediğin gibi bir yer. Yeter ki hayallerinin hakkını ver. Bi an olsun aklından çıkarma ve sonsuz inan. Vazgeçme;  düşlemekten de, düşlerin için çalışmaktan da. O zaman hayat daha anlamlı oluyor herkes için. Amaçsız ve hayalsiz olmak kadar boş hiçbir şey yok bu hayatta. Bir amaç olmalı mutlaka uğruna zor zamanlar geçirebileceğin, bedeller ödeyebileceğin hayallerin olmalı. Maddi olmak zorunda değil. Ev de hayal edebilirsin elbette, araba da. Ya da benim gibi varsa yoksa tekne de diyebilirsin. Ama hayaller bununla sınırlı değil. Düşlemek tamamen sana bağlı. Bolluğu düşleyebilirsin, yoksulluğu düşleyebilirsin. Cenneti veya cehennemi düşleyebilirsin. Hepsi sana bağlı. Dünya tıpkı senin onu düşlediğin gibidir.

Aşkı da düşleyebilirsin örneğin. Seni sonsuz sevecek, sonsuz koruyacak. Başını omzuna koyduğunda sana dünyayı unutturacak birini de düşleyebilirsin. Ya da gözlerinin içine bakarak "anne" ya da "baba" diyecek bir çocuğu da düşleyebilirsin.

Ne bir sınırı var düşlerin, ne de olmaması gibi bir ihtimal. Onu düşlediğin gibi oldurmayan da sensin. Bilinçaltının sana oynadığı oyunlar, önyargıların... hem düşlersin, hem de düşün gelip kapıyı çaldığında zili duymazdan gelirsin. Herşey sende baslar, sende biter. Sen başlatır, büyütürsün gözünde. Olduğundan bambaşka bir şey haline gelir, her neyse şu an aklına gelen. Sonra gün gelir, sen bitirirsin. Üstüne basar, geçersin. Bir zamanlar ilah gördüğün şey o değilmiş gibi. Arkasından hiç iç çekmemiş, belki hiç gözyaşı dökmemiş gibi. Vazgeçtim der, kestirip atarsın. İşte o kadar.


26 Aralık 2013 Perşembe

yeni...

insan kaybettiğini hep sabit sanıyo, bıraktığı yerde bulcakmış gibi, hiç değişmeden... kendi aynıymışcasına...

soora bi gün karşılaşıyosun da kaybettiğinle, bulamıyosun bi türlü. o kadar değişmiş ki... zaman... herkesi değiştirdiği gibi... onu da bambaşka yapmış... tanıyamıyosun hatta bazen. belki karşılaşıyosun da farkedemiyosun.

ben de gördüm kaybettiğimi, ama tanıyamadım... çünkü ne kaybettiğim değildi karşımdaki... ne kazandığımdı.

iyi ki kaybetmişim dedim... iyi ki...

insan hep hayırlısını istemeli diye boşuna demiyolar, gerçekten böyle ama yaşarken çok da idrak edemiyosun. aklına gelmiyo hayırlıyı istemek de, nerde hayırsız var ona saplanıyosun.

gerçekten hayırlı olmuş kaybettiğim...

şimdi...

yeni kazançlar zamanı...

malum yeni yıl, yeni umutlar...

güzel bi alıntı, aşağıdaki.

2014 için yeni motto'm kabul edicem. bakalım bi de bunu deneyelim :)

hadi eyvallah ;)

10 Aralık 2013 Salı

5 yıl...

tam 5 yıl oldu sen hayatıma gireli ve de ne tesadüftür ki çıkalı.

aynı yıl içerisinde tanıdığım ve unutmaya zorlandığım sen, nası bu kadar etki bırakabildin ki üzerimde...

ve ben niye hala durup durup sana yazıyorum? sahi neden ilhan kaynağımsın, birincil konumsun?

oysa sen ne evimdin, ne evsizliğim... ne umudumdun, ne umutsuzluğum ve de ne barışımdın hayatla ne de savaşım...

ama sen benim kalbimdin ve ellerim... kokumdun ve de gülüşüm...

sen gittin, kalbim "kan" pompalıyo her zerreme, ellerim hala kalem tutuyo hatta belki de daha fazla yazıyo senden sonra. kokumda iyi kötü yayılıyo atmosfere. gülüyorum da aslına bakarsan hiç fena sayılmam. ama...

ama ben sana vakıftım tüm üsturupsuzluğumla.

ama ben hala sana yazıyorum. sence neden bırakamıyorum? neden hala ilham senin kokunu getiriyo bana ve ben yazmaya başlıyorum?

5 yıldır sana yazıyorum, oku diye değil... 5 yıldır bildiğim tüm kelimeler önünde eğiliyo, tüm virgüller senin için diziliyo ah bi de son bi nokta koyabilsem... bitirsem tümüyle ve cesaretimi toplayıp ardıma bakmadan koşarak uzaklaşabilsem bahçenden...

gittin tamam anlıyorum ama git artık...

kalbimden, ruhumdan, aklımdan git...

bırak beni...

lütfen...

Selin.


8 Aralık 2013 Pazar

sen gittin...

Sen gittin, yastığımda kokun misafir kaldı
Gözlerimden haylaz yağmurlar yağdı

Sen gittin, ben bittim.
Sen gittin, taş taş üstünde kalmadı ruhumda.
Hayatım değişti.
Bakış açım, dalındaki yaprağa bile bakış açım değişti.
Aşka, insanlara, erkeklere, hayata ve herşeye inancım bitti.

Sen giderken çok ah ettim arkandan. Tuttu mu tutmadı mı bilmiyorum, ama eğer sen de bana ettiysen, bil ki tuttu seninkiler.
Çünkü ben senden sonra kimseyi sevemedim, kimseye aşık olamadım.
seninle ettiğim sohbetler tadında başka kimseyle konuşamadım.

Sen geldin, ben "ben" oldum.
Sonra sen gittin, ben bir "hiç" oldum.

Doya doya hiç gülmedim ben senden sonra.
Kimsenin elinin sıcaklığını hissedemedim seni hissettiğim gibi.
Ve kimseye bakmadım sana baktığım gibi.
Kalbim hiç kimse için atmadı senin için attığı kadar.
Ve ben hiç yaşamadım senden beri,
Hiç "ben" olamadım.

Sahi niye gitmiştin sen? Ben senin için tüm dağları aşmaya hazırken.
Yıllar sonra beni arayıp, ne amaçla olduğunu bilmesem de, seni seviyorum, seni unutamadım dediğinde lütfen beni bir daha arama deyip telefonu kapatacağıma, niye gittiğini sorma cesaretini gösterebilseydim keşke...
Ama yapamadım, korktum.
Korktum çünkü beni yine avucunun içine alabilirdin konuşmana izin verseydim...
Ve yeniden inanabilirdim sana.
Çünkü buna çok hazırdım.
Aslında sana o fırsatı verseydim, o kadar kolaydı ki beni kendine inandırman.

Ben seni çok sevmiştim. O gün aradığında da seviyordum. Ve hatta belki bugün bile... neyse boşver.

Senden sonra ben kimseyi sevemedim ya aslına bakarsan senden sonra tanıdığım hiç kimsede seni aramadım. Senden izler bulmaya çalışmadım. Sadece, olmadı işte. "Sen gibi" olmadı,  hissedemedim. Bundan sonra hissedebileceğim biri çıkar mı çok da emin değilim.

İnsan geçmişle ilgili,  yaşadıklarıyla, duygularıyla ilgili uzun uzun yazıyo da, konu gelecek olunca nedense yavaşlayıveriyo kalem. Bi durup düşünüyorsun.

Geçmişte ben mesela ne hissettiğimi, seni ne kadar sevdiğimi, özlediğimi, gidişini kabullenemediğimi adım gibi biliyor ve hatırlıyorum. Ama ilerde karşıma "sen gibi" biri çıkar mı bilmiyorum. Hadi çıktı diyelim, benim tavrım nolur tam bi muamma.

O dönem ben senin için neleri göze almıştım, kendimce ne riskli işlere girişmiştim. Şimdi düşünüyorum da bundan sonraki süreçte ben bir erkek için, bırak değerleri falan, PARMAĞIMI BİLE OYNATMAM... ve işte sorun da tam burda başlıyor galiba.

Ben parmağımı oynatmadığım için olmuyo belki de.
Belki aşık olunacak yaşı geçtim.
Belki çılgınlıklar dönemini seninle geçirdim.
Belki de "c" hiçbiri.

Sonuçta öyle ya da böyle senden sonrası yok, olmuyo.
Eline sağlık, gurur duy zaferinle.

Selin.