23 Mayıs 2015 Cumartesi

hala... yanılsama...

Bi kitap okumuştum Şubat ayıyıdı galiba.

Paul Auster'in Nobel ödüllü YANILSAMALAR KİTABI. Başroldeki karakter bir uçak kazasında eşini ve iki oğlunu kaybediyor ve tam toparlanmaya, işine dönmeye hazırlandığı sırada bir araştırma sebebiyle bir kadınla tanışıyor. Kadın tabi çok etkileyici, hoş, güzel, bilgili. Kadınla 8 gün birlikte oluyor. Sadece 8 gün. Adam kaybettiği sevdiklerinden sonra ilk kez bu kadar mutlu günler geçiriyor. Tanıştığı kadın, 8. günün sonunda esrarengiz bir şekilde ölüyor. Adam yine dehşet bir travma içinde tabii. Sonra kendini şuna inandırıyor: 8 gün birlikte olduğum, mucizevi günler yaşadığım kadın aslında yoktu. Benim toparlanma sürecimde kendi kendime uydurduğum biriydi. Daha doğrusu bir YANILSAMAYDI.

Artık yok, aslında zaten hiç yoktu.

Not: 2008de yazdığım bi yazıdan alıntı. üstünden 7 yıl geçti, hala aynı YANILSAMAlar peşindeyim.

Selin.

9 Mayıs 2015 Cumartesi

anlamazsan anlama...

anlaşılmıyomuş, yok yaaa. sanki herkes anlasın diye yazıyorum ben. kamu personeli miyim oolum, marjinal faydayı mı gözeticem yazarken.

ben kendi içimden geldiği gibi yazıyorum, içimi döküyorum bembeyaz defterime. ben anlatiyim de sen ister anla, ister anlama. umrumda değil.

su hayatta yapabildiğim için sonsuz şükrettiğim üç şeyden biriyse bu yazma zımbırtısı, anlayan anlamayana bakmadan yazarım. sayfalar doldururum, defterler bitiririm gene de yazarım, sadece bi kişi anlasa bile.

zaten hedef kitlem belli: adamın biri. ben ona "sevdiğim" derim, sen "ne anlatıyo bu" dersin.
o da er geç bi gün okucak bu satırları. tek bi kelimesine altdudağı güleyazsın, ben bu hayattan gözüm kapalı vazgeçerim.

selin.

olmuyo istesem de.

bir "yine bana hüsran" gecesinde daha seninleyim sevgili defterim. bazıları neyin kafasını yaşıyor, bilmiyorum. napsam, neresinden baksam anlayamıyorum. 
 
bugünkü konumuz, bi insanın tanımadığı bi insana olan aşağılık kompleksi. tanımadığı diyorum çünkü görmedim, görüşmedim. adını dahi bilmiyorum. ama beni hiç tanımayan bi insanın gözünde kocaman bi imajım var. sahi sadece uzaktan mı hoş şu davulun sesı? yakından zerre kadar mı coşkulu değil?
 
nası olur da hakkımda bu kadar önyargılı davranılabilir? anlayamıyorum, şans vermeye, bi adım atmaya, denemeye bu kadar mı tok insanoğlu, bu kadar mı korkak? At gözlükleriyle yaşamaya böylesine alışkınken ben bile daha cesurum bazılarından.
 
aslına bakarsan bi beklenti oluşturmamak için elimden geleni yaptım bu süreçte. ama içgüdülerim bi yanıma hep tamam bu sefer olucak belki de demişti. şimdi yine sil baştan.
 
eskiden olsa oturur ağlardım, alıştım galiba. gözlerim dolmuyo bile artık.
 
etrafın ne düşündüğü umrumda değil. ben kendime anlatamıyorum bazı şeyleri, derdim o. güzel insanlarla karşılaşmak istiyorum artık. beni ben olduğum için, olduğum gibi sevebilecek insanları istiyorum. "beğenmedim" diyen, diyebilen zihniyet, tanımadan "o beni beğenmez" diyen aşağılıktan kat be kat üstün gözümde. özgüven denen mucizeden böylesine yoksun bi insan yetiştirmiş olmak da yeterince acı verici olsa gerek, fark edebilene tabi.
 
şimdi yine sil baştan. işin yoksa, yıkılan kâğıttan kuleni yeniden yapmaya başla.      
 
umut, güzel ve kısasın.   
 
selin.

cacık...

sen yoğurt, ben salatalık... bunlar da sarımsak.
birimiz olmadan sevdiğim, bizden "cacık" olmaz.

28 Nisan 2015 Salı

bilmiyosun...

bilmiyosun. hiçbişey bilmiyosun. sadece izliyosun, gözlemliyosun. bakıyosun hatta dışardan. olduğu haliyle yorumlamaya çalışıyosun. hani bi fotoğraf var ya, işte onda benim neler gördüğümü bilmiyosun. senin gördüğün o adam var ya, işte "o", o değil; yanılıyosun.

bilmiyosun. sadece şaşırıyosun bu anlattıklarıma, farkındayım. ama inan bilmiyosun, senin bakıp geçtiğin içimden ben neler geçiriyorum. sen tanıdığın ama bilmediğin bi adam görüyosun baktığında. bense ona içimde hayat veriyorum. adını ben koyuyorum, onu ben giydiriyorum, ben konuşturuyorum, onu ben yaşıyorum.

bilmiyosun. evet nerden çıktı şimdi bu diyosun. ama ben içimde bi volkan saklıyorum. her daim patlamaya hazır, sürekli kaynayan. onu beklemiyorum. onu aramıyorum. çünkü arasam da onu bulamıycağımı bilebilcek kadar bilincim yerinde "henüz". onu kullanıyorum "onu" bulana kadar.

ama sen bilmiyosun. ben ne yaşıyorum bilmiyosun tıpkı benim senin ne yaşadığını bilmediğim gibi. ben nasıl sana bakıp geçiyosam sen de bana bakıp geçiyosun. sen geçiyosun da ben o arada benden geçiyorum.

sen bi adam var diyosun ya orda, ben "bambaşka" bi adam görüyorum. onu beklemiyorum, onu kullanıyorum. sen adını biliyosun, ben onun her ayrıntısını biliyorum. çünkü üretiyorum. o benim üretimim.

o "benim".

"o", benim.

Selin.