8 Nisan 2015 Çarşamba

cebimdeki kalabalık...

Şizofreni başlangıcı biliyorum, hatta belki finişe bile geliyor olabilirim. Ama bi sürü hayat yaşıyorum ben. Yedek hayatlarım var cebimde, yedek karakterlerim. Şimdilik çok kaptırmasam da kendimi, çok kalabalık yaşıyorum kendi yalnızlığım içinde. Karakterlerimin çoğunun erkek olması şaşırtıcı olmakla birlikte, kadınlara da az da olsa yer vermiyor değilim. 

Kısa süreli yaşadığım bambaşka hayatlara şimdilik kendimi çok kaptırmıyorum ama yine de geleceğim için endişeleniyorum. Aslında insanın bu kadar ayrıntılı hayatlar düşlemesi çok eğlenceli. Sağdan soldan topladıklarınla full ayrıntılarıyla bambaşka bir hayat kuruyosun. Sonra o hayatın içine girip bizzat yaşıyosun. Muhteşem bişey.

Erkeklerimden biri mesela kıyafetlerini yalnızca beyaz gömlekle kombinlerken, bir başkası sürekli eşofmanla dolaşıyor.
Biri nişanlı, diğerinin karısı avukat.
Bir tanesinin çok kalabalık bir ailesi var, sorunlu bir aile hatta, bir diğerinin neredeyse kimsesi yok ama bir başarı öyküsüyle birlikte huzuru var.
Bu kadar farklılığın yanısıra hepsinin ortak özelliği, uzun boylu ve 3 numara saçlı olmaları.

Kadınlara gelince, içlerinde sağ kolunu kullanamayan engelli biri var örneğin ve ben onu yaşarken sağ kolumu özellikle kullanmamaya gayret ediyorum.
Kocasını kaybetmiş, 5 yaşlarında kızı olan bi kadın içinse sıklıkla ağlıyorum.
Bir başkasının ikiz erkek çocukları var, 1 yaşlarında: Yağız ve Yaman.

Bazen bu kalabalık topluluğu ortak bi yerlerden bağlayıp biraraya getiriyorum. Uzun uzun sohbet ettiriyorum onlara. Sonra çok seslilikten sıkılıp hepsini dağıtıyorum. İçlerinden birini seçip onunla yoluma devam ediyorum.

Hayalsiz olmuyo, yaşanmıyor. Ama bu kadar ayrıntılısı hayal olmaktan çıkıp hayat oluyo. Ve ben cebimdeki bu kalabalıkla yaşıyor olmaktan dolayı çok mutluyum.

Bambaşka hayatlarım sizi çok seviyorum.

Selin.

6 Nisan 2015 Pazartesi

deniz...


Eyy deniz, nası güzelsin...
Bardağa koyup umarsızca içerek susuzluğumu giderdiğim su nasıl olup da içine biraz tuz, biraz dalga katılınca bu kadar mucizevi olabiliyor?
O muhteşem kokun nası bu kadar içine çekebiliyor beni?
Ve ben nası bu derece hissedebiliyorum seni, etrafımdaki bunca "tuzsuz" suya rağmen? 
 
 
Eyy deniz, nası güzelsin...
Çağır beni, kokuna, rüzgarına, taşına, kumuna, dalgana...
İtirazsız gelirim sana her fırsatta.
Öyle sarıyosun ki beni sonsuz kollarınla...
Hani benim güzel sarılan adam takıntım var ya...
Belki de seni arıyorum bana her sarılmaya çalışanda.
 
 
Eyy deniz, nası güzelsin...
Durma, sarıl bana.
Selin.
 

2 Nisan 2015 Perşembe

2 nisan...

İki Nisan akşamı sen diye öldüm ben... Aşk diye öldüm ben...

Sen... sevdiğim... bu akşam bedenen yanımdaydın. farkımda değildin ama sen benleydin... Biz bu akşam birlikteydik sevdiğim...

Durdurak bilmeden titreyen ellerim, iki yana yayılmasını önleyemediğim ağzım, çarpıntısını o hengamede bile bana duyurmayı başaran kalbim ve tabi her daim yanımda olacağını bildiğim ipekböceğim :) bi de sen... Biz bu akşam birlikteydik sevdiğim...

Aslında sen bambaşka birinin bedenindeydin. Ve ben sırf o beden için ordaydım bu akşam. Herkes liseli ergen gibi o bedenin bahşedilmiş olduğu adamı sevdiğimi sanıyo. Hiçkimse bilmiyor ki seni. Hiçkimseye bahsetmiyorum senden. Anlatmıyorum hiç, sadece seviyorum ve yazıyorum. Anlatsam "deli" derler, umrumda değil ki. Ben sana deliyim sevdiğim.

Bu akşam biz seninle aynı fotoğraf karesindeydik. Birlikte gülümsedik cep telefonumun kamerasına.  Bu akşam biz seninle neler paylaştık haberin yok... Göz göze geldik, birbirimize gülümsedik. Aynı salonda soluduğumuz havayı, nefesi paylaştık. Aynı şehirde bulunduk belki de bilmem kaçıncı kez. Ama ilk kez bugün bu şehir bu kadar güzel göründü gözüme. Bulutlar bile her zamankinden daha maviydi, bugün sen burdasın diye. Biz bu akşam birlikteydik sevdiğim.

Bugün 2 Nisan. Sen bugün bi yıldız gibi geçtin anımdan, akşamımdan, hayatımdan. İcetea Şeftali'yle sarhoş ettin beni, ağzımı toplayamadım senden sonra. Kimi iğrenç, kimi anlaşılmaz bi sürü espri yaptım gerekli gereksiz. Ellerim tutmadı, ayaklarım yürümedi hatta bi süre.

Bugün 2 Nisan. Sen benden teğet geçerken, bu şehir kurtuldu işgalimden.

Biz bu akşam birlikteydik sevdiğim.

Şimdiden...

Hoş geldin...

Selin.

     

1 Nisan 2015 Çarşamba

sevdiğime mektuplar

Tut elimden sevdiğim.
Çünkü düşüyorum.
Yere çakılmam an meselesi.
Kendi sonuma doğru son sürat ilerliyorum.

Tut elimden sevdiğim.
Çünkü düşüyorum.
Çek beni kendine.
Sensiz kendime gelemiyorum.

Tut elimden sevdiğim.
Çünkü düşüyorum.
Yazılarımdan alamıyorum hıncımı.
Artık katlanamıyorum.

Biliyorum ordasın. Şu sıralar ben sadece sana keyifleniyorum. Biliyorum sen de bana gülümsüyosun şu an. Hissediyosun sen de benim seni hissettiğimi gibi. Olmayan varlığınla güç veriyosun bana. Tek sana tutunuyorum, tek sana duruyorum, tek sana nefes alıyorum ben.

Biliyorum ordasın sevdiğim. Tenine, kokuna bileniyorum. Şekerin çayla, hıyarın tuzla olan muhteşem uyumu gibi kusursuz bir birlikteliğimiz olacak, hissediyorum. Sen bu satırları okurken benim seni izleyeceğim günlerin hayaliyle yaşıyorum.

Biliyorum ordasın. Gözyaşlarımın üzerine düştüğünü görüyorum. Üzülüyosun, evet ama sıkıntı yok sevdiğim, ben seni hissedebiliyorum. Seninle ilgili herşeyi hissedebiliyorum. Boynunu, dudaklarını, hafif çıkmış sakallarını... Sesini, gülümseyişini, konuşurken sık sık hareket ettirdiğin ellerini...

ben SENİ hissedebiliyorum SEVDİĞİM. Herşeyinle o kadar "varsın" ki hayatımda. Ben sırf seni düşünebildiğim için uyanıyor, sırf seni rüyalarımda görebildiğim için uyuyorum. Sadece tutkuyla seviyorum ben seni. Ve adım gibi biliyorum: SEN de BENi seviyosun.

Sen benim hayatımda nasıl "var"san, ben de senin hayatında öyle "var"ım. Sen benim hayalet sevgilim, şizofrenik aşkım, beyaz atlı prensim değilsin. Sen benim sevdiğimsin.

Ve bu bizim kışımızın son tufanı, son karı. Bırak essin, gürlesin. Sonra bütün BAHARLAR bizim.

Yeter ki sen tut benim ellerimden.
Çünkü ben sana başka türlü bakamam, sen bu kadar güzelken...

Selin.


31 Mart 2015 Salı

gitmek istiyorum

Ben artık çok sıkıldım. Gitmek istiyorum. Nereye olduğu zerre umrumda değil ama artık ben buraları terk etmek istiyorum. Arkama bakmadan koşarak uzaklaşmak, bir daha adını bile anmadan bu şehrin, ben bambaşka bir hayat sayıklamak istiyorum.

Ben artık çok sıkıldım. Kendimi gördüğüm ilk pencereden atmak istiyorum. Hayatla aramızda var olan o pamuk ipliğini de bir daha bağlanmamak üzere koparmak istiyorum.

Ben artık çok sıkıldım. Bomboş bir arazide avazım çıktığı kadar bağırıp, böğürerek ağlamak istiyorum. Hiç kimsenin beni duymayacağı, duysa da yanıma gelip ne halde olduğumu sormayacağı bir yerde canımın acısı bitene kadar ağlamak istiyorum.

Ben artık başlasın istiyorum. Ya başlasın ya da sonsuza kadar bitsin istiyorum.

Selin.