26 Aralık 2013 Perşembe

yeni...

insan kaybettiğini hep sabit sanıyo, bıraktığı yerde bulcakmış gibi, hiç değişmeden... kendi aynıymışcasına...

soora bi gün karşılaşıyosun da kaybettiğinle, bulamıyosun bi türlü. o kadar değişmiş ki... zaman... herkesi değiştirdiği gibi... onu da bambaşka yapmış... tanıyamıyosun hatta bazen. belki karşılaşıyosun da farkedemiyosun.

ben de gördüm kaybettiğimi, ama tanıyamadım... çünkü ne kaybettiğim değildi karşımdaki... ne kazandığımdı.

iyi ki kaybetmişim dedim... iyi ki...

insan hep hayırlısını istemeli diye boşuna demiyolar, gerçekten böyle ama yaşarken çok da idrak edemiyosun. aklına gelmiyo hayırlıyı istemek de, nerde hayırsız var ona saplanıyosun.

gerçekten hayırlı olmuş kaybettiğim...

şimdi...

yeni kazançlar zamanı...

malum yeni yıl, yeni umutlar...

güzel bi alıntı, aşağıdaki.

2014 için yeni motto'm kabul edicem. bakalım bi de bunu deneyelim :)

hadi eyvallah ;)

10 Aralık 2013 Salı

5 yıl...

tam 5 yıl oldu sen hayatıma gireli ve de ne tesadüftür ki çıkalı.

aynı yıl içerisinde tanıdığım ve unutmaya zorlandığım sen, nası bu kadar etki bırakabildin ki üzerimde...

ve ben niye hala durup durup sana yazıyorum? sahi neden ilhan kaynağımsın, birincil konumsun?

oysa sen ne evimdin, ne evsizliğim... ne umudumdun, ne umutsuzluğum ve de ne barışımdın hayatla ne de savaşım...

ama sen benim kalbimdin ve ellerim... kokumdun ve de gülüşüm...

sen gittin, kalbim "kan" pompalıyo her zerreme, ellerim hala kalem tutuyo hatta belki de daha fazla yazıyo senden sonra. kokumda iyi kötü yayılıyo atmosfere. gülüyorum da aslına bakarsan hiç fena sayılmam. ama...

ama ben sana vakıftım tüm üsturupsuzluğumla.

ama ben hala sana yazıyorum. sence neden bırakamıyorum? neden hala ilham senin kokunu getiriyo bana ve ben yazmaya başlıyorum?

5 yıldır sana yazıyorum, oku diye değil... 5 yıldır bildiğim tüm kelimeler önünde eğiliyo, tüm virgüller senin için diziliyo ah bi de son bi nokta koyabilsem... bitirsem tümüyle ve cesaretimi toplayıp ardıma bakmadan koşarak uzaklaşabilsem bahçenden...

gittin tamam anlıyorum ama git artık...

kalbimden, ruhumdan, aklımdan git...

bırak beni...

lütfen...

Selin.


8 Aralık 2013 Pazar

sen gittin...

Sen gittin, yastığımda kokun misafir kaldı
Gözlerimden haylaz yağmurlar yağdı

Sen gittin, ben bittim.
Sen gittin, taş taş üstünde kalmadı ruhumda.
Hayatım değişti.
Bakış açım, dalındaki yaprağa bile bakış açım değişti.
Aşka, insanlara, erkeklere, hayata ve herşeye inancım bitti.

Sen giderken çok ah ettim arkandan. Tuttu mu tutmadı mı bilmiyorum, ama eğer sen de bana ettiysen, bil ki tuttu seninkiler.
Çünkü ben senden sonra kimseyi sevemedim, kimseye aşık olamadım.
seninle ettiğim sohbetler tadında başka kimseyle konuşamadım.

Sen geldin, ben "ben" oldum.
Sonra sen gittin, ben bir "hiç" oldum.

Doya doya hiç gülmedim ben senden sonra.
Kimsenin elinin sıcaklığını hissedemedim seni hissettiğim gibi.
Ve kimseye bakmadım sana baktığım gibi.
Kalbim hiç kimse için atmadı senin için attığı kadar.
Ve ben hiç yaşamadım senden beri,
Hiç "ben" olamadım.

Sahi niye gitmiştin sen? Ben senin için tüm dağları aşmaya hazırken.
Yıllar sonra beni arayıp, ne amaçla olduğunu bilmesem de, seni seviyorum, seni unutamadım dediğinde lütfen beni bir daha arama deyip telefonu kapatacağıma, niye gittiğini sorma cesaretini gösterebilseydim keşke...
Ama yapamadım, korktum.
Korktum çünkü beni yine avucunun içine alabilirdin konuşmana izin verseydim...
Ve yeniden inanabilirdim sana.
Çünkü buna çok hazırdım.
Aslında sana o fırsatı verseydim, o kadar kolaydı ki beni kendine inandırman.

Ben seni çok sevmiştim. O gün aradığında da seviyordum. Ve hatta belki bugün bile... neyse boşver.

Senden sonra ben kimseyi sevemedim ya aslına bakarsan senden sonra tanıdığım hiç kimsede seni aramadım. Senden izler bulmaya çalışmadım. Sadece, olmadı işte. "Sen gibi" olmadı,  hissedemedim. Bundan sonra hissedebileceğim biri çıkar mı çok da emin değilim.

İnsan geçmişle ilgili,  yaşadıklarıyla, duygularıyla ilgili uzun uzun yazıyo da, konu gelecek olunca nedense yavaşlayıveriyo kalem. Bi durup düşünüyorsun.

Geçmişte ben mesela ne hissettiğimi, seni ne kadar sevdiğimi, özlediğimi, gidişini kabullenemediğimi adım gibi biliyor ve hatırlıyorum. Ama ilerde karşıma "sen gibi" biri çıkar mı bilmiyorum. Hadi çıktı diyelim, benim tavrım nolur tam bi muamma.

O dönem ben senin için neleri göze almıştım, kendimce ne riskli işlere girişmiştim. Şimdi düşünüyorum da bundan sonraki süreçte ben bir erkek için, bırak değerleri falan, PARMAĞIMI BİLE OYNATMAM... ve işte sorun da tam burda başlıyor galiba.

Ben parmağımı oynatmadığım için olmuyo belki de.
Belki aşık olunacak yaşı geçtim.
Belki çılgınlıklar dönemini seninle geçirdim.
Belki de "c" hiçbiri.

Sonuçta öyle ya da böyle senden sonrası yok, olmuyo.
Eline sağlık, gurur duy zaferinle.

Selin.

29 Nisan 2013 Pazartesi

bi şarkıdan çok daha fazlası...

Artık yalnız değilsin, hayallerin var.
Koş yağmurda, rüzgarda; yüz uzaklara. 
Keşfetmeye hazırsan cesaretin var
Hiçbirşeyin olmasa da özgürlüğün var.

Artık güçsüz değilsin, elinde gençliğin var
Koş yağmurda, yüz denizde
Bir kez yaşanır bu hayat
Yan güneşte, uç göklerde, engelleri düşünme.

Koş yağmurda, yüz denizde
Bir kez yaşanır bu hayat
Yan güneşte, uç göklerde, senin elinde mutluluk.

Artık yalnız değilsin, hayallerin var.
Koş yağmurda, rüzgarda; yüz uzaklara. 
Keşfetmeye hazırsan cesaretin var
Hiçbirşeyin olmasa da özgürlüğün var.

Artık güçsüz değilsin, elinde gençliğin var
Koş yağmurda, yüz denizde
Bir kez yaşanır bu hayat
Yan güneşte, uç göklerde, engelleri düşünme.

Yukarıdaki dizeler Teoman'la Şebnem Ferah'ın birlikte seslendirdikleri bir şarkıya ait. Tesadüfen çalındı kulağıma ama ilk duyduğumdan itibaren yüzümde bi gülümseme, engel olamadığım. Garip bi enerjisi var şarkının. İnsanı içine çekiveriyo bagetin bateriye ilk vuruşuyla birlikte. Müthiş özgüvenli hissettim kendimi ve de çok cesur. Herşeyi denemeye hevesli, istekli. Hem de her konuda.

Allak bullak olduğum bu akşam gerçekten iyi geldi. Bi süre önce yükselme sınavına girdim. Sonucunu bekliyodu benden başka herkes. Benimse içime sinmeyen bişey vardı. Çalışmak istemedim, önemsemedim ve de çalışmadım. Çünkü sınavın sonucu olumlu olsa bile, ikinci aşama olan mülakatta çuvallıcağımdan emindim. Hala da öyleyim. Hayatımda ilk kez bi sınava girerken, hiç iddialı olmadım. Çalışmadım. Resmen istemedim. Ve öylece girdim hiçbi çaba göstermeden. Bi yanım acaba çalışsamıydım derken diğer yanım boşver zaten geçemiyceksin diyordu ama içimde bi huzursuzluk, içime sinmeye bişey vardı. Hala da var. Neyse öyle ya da   böyle girdim sınava. 80 dakika sürenin verildiği 70 soruluk sınavın tüm sorularını ilk 15 dakikada cevaplamayı bitirmiştim. Ona da ayrıca bi şaştım zaten. Bi yandan bu kadar kolay olmuş olamaz derken diğer yandan tabi salladım da ondan bu kadar çabuk bitti sanıyodum. Bu akşam sonuçlar açıklandı başarılı olmuşum. Şaştım, kaldım. Demek ki gerçekten kolay gelmiş bana sorular. Neyse mülakatı hala geçemiyceğimi düşünüyor olsam da, en azında bi daha yazılı sınava girmeme gerek kalmadı. 

Yani işte böyle saçma salak şekilde ortalarda dolandığım bi akşamda, tam da günü bitirmek üzereyken birinin bana çıkıp;
- Elinde gençliğin var,
- Bi kez yaşanır bu hayat
- Koş yağmurda, yüz denizde 
- Hiçbişeyin olmasa da özgürlüğün var
demesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Ve her ne şekilde duyduysam bu sözleri olağanüstü iyi geldi. Şimdi ben bu gazla sabaha kadar mışıl mışıl uyur, rüyamda cesaret etmeye bile cesaret edemeyeceğim şeyleri denerim diye düşünüyorum. 

İyi geceler.

Selin.



27 Nisan 2013 Cumartesi

hadi başlayalım...

Onca kitabı taşımak zor oldu. Spor yapmışcasına ter attım diyebilirim. Neyseki artık evdeyim. Kahvem hazır, kitabım önümde.

Ne kadar güzel olursa olsun dışarıdaki hayat, ev gibisi yok.
Ne kadar güzel olursa olsun önündeki cümleler, yazmak gibisi yok.
Ve ne kadar güzel olursa olsun yazdıkların, okuyup başka yazılanlara tanıklık etmek gibisi yok.

Aşktan Bu Kadar'la başlıyorum. daha önceki post'ta alıntı yaptığım kitap. Fransızca'dan çevrilme. Bakalım bir Fransız Öpücüğü kadar tatmin edici olabilecek mi?

Hadi artık gelsin satırlar...
Kalbi kitapla çarpan herkese selamlar...

Selin.