9 Mart 2018 Cuma

Benim hala umudum var

Her günü son gün gibi yaşamak. Hayat zaten bi günmüş, o da bugünmüş gibi nefes almak. Her anı, doyasıya içine çekmek. Her dakika gülümsemek hayata. Umudunu hiç yitirmeden, hiç küsmeden, hiç vazgeçmeden, yaşamın küçücük güzelliklerini kaçırmadan, olmak, var olmak...

Umut... Sanırım sihirli kelime bu. Güzel günleri beklerken geçen onca umutsuz zaman. Boşa kayıp. Oysa her an umut dolu, her an güzel.

Zaman zaman hayatın arkasından koşuyorum, yetişmeye çabalıyorum. Halbuki bi durup derin nefes alsam belki de hayat benim peşimden gelecek.

Bazen de bir o kadar umut dolu oluyorum. Tıpkı bu akşam ki gibi. Çok güzel bugünlerim mesela. Çok güzel dünlerim de... Tıpkı çok güzel yarınlarım olacağı gibi. Ama hepsinden öte çok güzel anlarım oldu benim. Olmaya da devam ediyor. Çünkü ben böyle var oluyorum.

Ve var oldukça, var ediyorum. Mesela şu an bu satırları yazarken Mazhar Alanson dinliyorum. Benim hala umudum var çünkü. Bir yandan kahve yudumluyorum. Tam da bu anı içselleştiriyorum. Onu bana ait hale getiriyorum. Şu anı, huzuru, keyfi ısmarlıyorum kendime. Bundan daha güzel, daha umut dolu bir şey olabilir mi?

Sonra, mesela diyorum Zeynep gibi ben de. Çok güzel bir hayat yaşadım ben bu ana kadar. Islandım, yağmurun kokusunu aldım. Kendime bir kahve yaptım, onun kokusunu aldım. Bi kitap aldım elime, onu kokladım sınıf sınıf. Sonra bi adam sevdim, sarıldım boynuna, kokladım usul usul. Ondandır kokulara zaafım. Ve sırf bu sebepten, yaşadığım hayatta hiçbir haksızlık görmüyorum ben.

Bundan sonra da, nefes aldığım sürece, anı yaşayacağıma, tüm gözeneklerimi açıp huzurla tıka basa dolacağıma söz veririm, yemin ederim hayat. Çünkü bugün hayatımın geri kalan kısmının ilk günü... Belki de son...

Hoşça kal.

Selin.

Not: Bu satırları 27.03.2017 tarihinde yazmışım. Ama bugün paylaşmak istedim.

15 Şubat 2018 Perşembe

Yorgunum...

Yorgunum... O kadar yorgundu ki, hapishanesinin tüm kapılarının açılabileceğini biliyordu, onları açacak anahtar da elindeydi, ama özgürlüğe doğru bir adım atmıyordu. Bu yorgunluğa o kadar alışmıştı ki, ondan haz alıyordu: feragat edenin hazzı, karar vakti geldiğinde saati geri alan "henüz erken" diyenin hazzı. Fedakarlığın hazzı. Ama kendini feda etmek ancak bu eylem gizlendiği zaman yerindedir. Onu görünür kılmak, durmadan "kendimi feda ediyorum" demek ötekileri bu fedakarlığı unutmamaya zorlamaktır. Bu da henüz tam olarak kendini feda etmediğini, feragatin ardında tıpkı bulutların üzerindeki mavi gök gibi hala umut olduğunu gösterir.

Çatıdaki Pencere - Jose Saramago

31 Ocak 2018 Çarşamba

Zor

Zor zamanlardan geçiyorum bu aralar. Ne yazık ki...
Ama yine de bugünlerde bile cebime ne koyabilirim, ne katabilirim derdinde olmak bana güç veriyor.
Gözlem yapma şansı elde ediyorum, etrafımdakilere bakıyorum. Çünkü işler iyi giderken, nedense herkes iyi oluyor. O zaman malzeme çıkmıyor.
Esas tökezlediğinde görüyorsun. Kimin ne olduğunu. Kafasından geçen her bir tilkinin nereleri dolaştığını bilmesen de, az çok fikrin oluyor. Bu bile sevindirici.
Çok değerli gözlemlerim. Bunların her biri benim için kâr. Böyle tanıyorum insanları, böyle öğreniyorum güvenmemem gerektiğini.
O yüzden bu günler hem çok zor günler,  hem de çok kazançlı.
Herşeye rağmen, tüm bunlardan kârlı çıkacağıma, beni güzel günlerin beklediğine yürekten inanıyorum.
Ve bana insanları tanıma fırsatı veren bu zor zamanlara minnet duyuyorum.
Selin. 

30 Ocak 2018 Salı

inanıyorum...

vicdan... merhamet... ne önemli değerlermiş meğer... yaş aldıkça fark ediyor insan.
ben de her geçen gün daha da sahip çıkıyorum kendime olan saygıma, vicdanıma, merhamet duyguma.

asla dememek lazımmış, bırakmam, bırakamam da öyle. 
şimdilerde veda konuşmaları yaparken yakalıyorum kendimi sıklıkla.
hoş, bunun hazırlığı olmaz, o gün geldiğinde aklımdan geçenlerin yarısını bile söyleyemem.
belki yazarım yine, daha önce yaptığım gibi.

ama yine de, kendi kendimi ne kadar telkin etmeye çalışsam da, kaçınılmaz sona hızla yaklaşıyorum gibi geliyor. hiç böyle hayal etmemiştim halbuki. hiçbir veda güle oynaya olmaz. biyerlerde okumuştum bunu. çok doğru.

karışık duygular yaşatıyor sanırım. salt üzüntü duyulan bi veda ne kadar mümkün olur bilemiyorum.
çok büyük umutlarla başladım. hayat bayramdı yani o derece.
bugün geldiğim noktada, kendimle çok tartıştım. ama çelişmemeye azami özen gösterdim. değerlerime sahip çıkmaya, dik durmaya çalıştım. başlarda "aman nolcak yapıveririm ben de herkes gibi" derken, bugün vicdanım daha çok devreye giriyor, beni durduruyor. yapmam beklenenden alıkoyuyor.

normal şartlarda bundan rahatsız olmam gerekirken, ben yüreğimde, derinlerde bi yerde kurulan mahkemeyle gurur duyuyor, dayatılanı reddediyorum. bu sebeptendir ki, yaklaşan veda beni korkutmuyor ya da derin bi keder içinde bırakmıyor. sanırım sırf bu yüzden ben bu durumla daha kolay baş edeceğim, daha kolay atlatacağım.

bununla birlikte bir ağırlık var üzerimde, bunu tarif etmek çok zor. durumla halihazırda dalga geçebiliyor olmak benim açımdan işleri kolaylaştırıyor mu, fikre alıştığımı mı gösteriyor tam bilemiyorum. son güne geldiğimizde üstümden büyük bir yük kalkacağı kesin, zira şu anki belirsizlik psikolojimin yanı sıra fiziksel sağlığımı bile bozuyor. vücudum yaşadığım strese sürekli grip olarak cevap veriyor.

sıklıkla kalbimin üzerine biri oturuyor gibi hissediyorum, ve ne yapsam kalkmaya ikna edemedim henüz kendisini. bunun yaşadığım hayal kırıklığıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. yani nasıl başladım, konu nereye geldi olayı. insanlara açıklama yapma kısmı beni yoruyor olabilir, ondan kaçıyor olabilirim. onları da kendimle birlikte fikre hazırlamak için ufak ipuçları verdiğim birkaç yakınım oldu. en azından işler kötü gidiyor, keyfim yok pek falan diyorum. tüm bunların psikolojideki manası ne, bununla ilgili bi fikrim yok ve uzun vadede bana geri dönüşleri nasıl olur bunu da bilmiyorum.

bir yandan süreç devam ederken elimden geleni yapmaya, kendimi geliştirmeye, öğrenmeye devam ediyorum. ama önce kafamda durumu finiş çizgisine getirdiğim için olan her türlü basit aksilik bile beni baya geri itiyor. bunda sonraki süreçle ilgili ne yapmak istediğim konusunda kafamda oturmuş hiçbişey yok, belki ondan bunalmış hissediyorumdur.

fakat tüm bunlara rağmen, karakterimin geldiği noktadan, olanlardan sonra Allah'a sığınma duygumdan, daha çok şükreder, daha çok tevekkül eder olmaktan dolayı son derece memnunum. sınavımsa şayet bu, düzene uymayı, kapılıp gitmeyi şiddetle reddediyorum.

ve her şeye rağmen, vicdanlı, merhametli olmanın sonunda hep kazandıracağına ve daha güzel günlerin beni beklediğine yürekten inanıyorum.

iyi geceler.

selin.

3 Ocak 2018 Çarşamba

Kendime Mektup, 2016

Çok Sevgili Ben,

Kendime mektup denemesini ilk kez geçen yıl yaptım. İtiraf edeyim, hiç kolay değilmiş. Böyle tahmin etmemiştim. Yazdım bi şekilde zor da olsa ve teslim ettim onu bana 1 yıl sonra gönderecek kişiye. Günler geçti, aylar geçti. Çok koştum, çok yoruldum ve açıkçası unuttum kendime yazdığım mektubu. Aralık ayının sonu geldi, bigün bi zarf ulaştırıldı bana, üstünde adım yazıyor. Benim jeton anca o zaman düştü ve deyim yerindeyse heyecandan okuyamadım bir süre. Sonra cesaretimi toplayıp okumaya başladım 2016 hedeflerimi yazdığım mektubumu. Zorlama yazıldığı çok belliydi, ne üslubu beğendim, ne de içeriği. Zaten topu topu iki hedef yazmışım, ikisini de tutturamayışımdan belli güzel olmadığı. Fakat bu yıl tecrübelendim. Birincisi, zorlama değil, bunu gerçekten kendim istediğim için yazıyorum. İkincisi bu yıl için hedef koymak yok, zaten tutmuyo.

Evet, 2017... Bir yıl daha, yeni hayaller, umutlar falan filan. 2016 zor geçse de, yılın sonunda güzel bir hediyesi vardı bana. Artık benim de kendimi ait hissettiğim, evet burası benim dediğim bir evim var. Bu yüzden 2017'yi bir zihin haritası gibi düşünüp ortadaki en büyük dairenin içine büyük harflerle HUZUR yazmak istiyorum. 2017'yi huzur yılı ilan ediyorum. Geçen yılın sonlarına doğru kafamda yavaş yavaş oturttuğum bişeydi büyük resme bakmak, masayı dışardan gözlemlemek, konuya yüksekten bakmak falan, adına ne dersen de. Bu yıl buna yoğunlaşabildiğim bi yıl olsun istiyorum. Küçük hesaplardan sıyrılıp daha umut dolu, huzur dolu bakabilmek istiyorum etrafa.

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, ağladığım zamanlar olacak, güldüğüm zamanlar da tabi. Biri gelir eteklerim zil çalar belki, bazen de isyan ederim, kim bilir. Yine hazırlıklıyım hepsine, gerçekten ayakta ve dimdik hissediyorum kendimi dışardan bi gözle baktığımda bile. Ama yine de ben bu yıl herşeyi, başıma gelebilecek herşeyi önce sükunet sonra huzurla karşılamak istiyorum.

Kendime daha da çok yoğunlaştığım, biraz daha tanımaya çalıştığım, cebime yenilikleri, değişiklikleri koyabildiğim bir yıl olsun istiyorum. Yeni yıldan beklentim diye cümleler kuramam, çünkü beklemekle olmaz hiçbir şey. Olmak istediğim şeyi olabilmek için yapmam gereken şeyler olduğunun farkındayım. Bu yüzden 2017'de yapılacaklar listemi çok iyi organize etmek istiyorum.

"BEN" olmak, olurken kabuğumu kırmayı gerektiriyor, bu yıl ben kabuğumu kırmak istiyorum. Bunun için biraz daha çaba göstermem gerekecek, yorulucam, bazen sinirlenicem belki ama bu bi "challenge" olucak benim için. Daha sosyal, daha açık, daha risk alabilir olmak zorundayım çünkü sadece ben ile BEN olamam. Bu farkındalıkla davranacağım bir yıl olucak 2017.

Hani var ya şu adam, elleri cebinde. İşte ona açılmadan ulaşamam. Artık bunu yapmak zorundayım. Elini omzumda halen hissettiğim adama yaklaşmanın yolu benim sırça köşke biraz zarar vermekten geçiyor. Risk alıp dışarı çıkmalıyım. Bu sebepten çok farklı bir yıl olucak 2017 benim için ve yürekten inanıyorum, o el benim olacak :)

HUZUR yılı dedim 2017 için, geçen yıl böyle bir tanımlamam yoktu zaten 28 yıllık yaşamımda yılın başında ya da sonunda umutlarımı, hayallerimi yazma alışkanlığım hiç olmamıştı. Şimdi bu yazdığım benim ikinci denemem ve ilkinden çok farklı. Bu iki mektup örneği bile yıldan yıla hem tarz olarak hem bakış açısı olarak ne denli değiştiğimi gösteriyor. Keşke daha önce keşfetseydim "kendime mektup"u.

Çok Sevgili Ben, 2016 güzel şeyler kattı bize. Daha çok konuştuk seninle bu yıl. Daha çok dinledik birbirimizi. Daha arkadaştık, daha düşkündük birbirimize. Bu yıl biraz ayrılma vakti gibi sanki. Biraz "sokakta hayat var" uygulayalım. Gerçi 2016 Türkiye'si "sokakta ölüm var" oldu  ama umut yitirmek yok. İçerde kalarak yaşanan hayat, "hayat" olmaktan çıkar.

Ayrılma vakti diyodum en son, tüm benliğimle, kalbimle seviyorum seni. Ve sen de tüm varlığınla büyük desteksin bana. Her düştüğümde kaldıran, uyuduğumda üstümü örtensin biliyorum ve bunun için sana minnettarım fakat çok huzur dolu, çok güzel bir 2017 olucağına inanıyorum ve bunun için seni biraz ihmal edeceğim zamanlar için beni şimdiden affet. Seni çok seviyorum, herşeyden çok. Huzuru bulduğum evimden bile çok, omzumda duran o elden bile çok. Çünkü sen olmazsan ben olamam. Bu yüzden bu bi veda değil, aksine biraz uzaktan bakıcam sana. Daha çok tanışabilmek için, büyük resmi biraz daha dışardan görebilmek için. Yine söylüyorum, seni çok seviyorum.

Ayrı kalarak birbirimizi daha derinden hissedebileceğimiz, yaşayarak öğreneceğimiz, huzurun paçalarımızdan aktığı, daha çok güleceğimiz, daha çok hissedebileceğimiz, günler, aylar, yıllar bizim için geri sayımına hızla devam ederken yeni şeyler deneyimleyebileceğimiz, "o el"imize, eli cebinde gezen "o adam"ımıza kavuşabileceğimiz, sağlıkla geçireceğimiz bir 2017 diliyorum sana, bana ve "o el"in sahibi "o adam"a. Seni de, beni de, o adamı da, 2017'yi de çok seviyorum.

Çok Sevgili Ben. Huzurla dol, kendine çok iyi bak.

Selin.

31 Aralık 2016.